İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Faşizme Karşı Direnişin Mimoza Çiçekleri

Kimisi partizan olan, kimisi şehir ve köylerde yaşamını sürdüren İtalyan kadınlar, savaş sona erene kadar fabrikalarda, ofislerde grevler örgütledi, faşist birlikleri engellemek için barikatlar kurdu.

Müslime KARABATAK

Savaşlardan bıkan, gerçek talepleri kendilerine hiç sorulmayan İtalyan kadınları çözümü hangi politik ve dini görüşten olursa olsun birleşmekte buldular. Gündelik ve acil problemler üzerinden örgütlenen kadınlar, sadece İtalyan halkını faşizmden ve Nazi işgalinden kurtaran anti faşist hareket cephesini büyütmekle kalmadılar; kendi özgürlük ve eşitlik taleplerini de belki de ilk defa bu kadar örgütlü bir biçimde dile getirdiler.

SAVAŞI DURDURUN, YOKSA DEVRİM YAPARIZ!

İtalya, ona vaat edilen topraklara kavuşma ve imparatorluğu büyütme hayaliyle 1. Dünya Savaşı’na katılmıştı. Liberal Parti hükümeti erkekleri cepheye sürerken, geride kalan kadınlar tarımda ve savaş sanayinde işçileşti. Savaş yılları uzarken, üst sınıfın kadınları ‘vatansever kadın birlikleri’ kurarak savaşı destekliyordu. Cephedeki askerler ve yoksul kadınlarsa giderek daha fazla savaş karşıtı oluyor, politikleşiyordu. 
Köylü kadınları politikleştiren şey, adeta savaş karşıtı bir yayın aracı haline gelen cepheye yazılan, cepheden gelen mektuplar oldu. Bir yanda savaşın bitirilmesi için izlenmesi gereken politik taktikleri yazan askerler vardı; diğer yanda okuma yazma oranı düşük olduğundan askerlerden gelen mektupların okunduğu köy meydanları… Bu, politik bir tartışma alanı ve kendiliğinden örgütlenme olanağı yarattı. Üstüne üstlük, devletin verdiği yardımların az olması da kadınları çileden çıkarıyordu. Yardımlar için yaptıkları protestolar savaş karşıtı karakter kazanmaya başlamıştı. Sadece ücretlerin ve yardımların artırılmasını değil, savaşın sona ermesini de istiyorlardı.

Dönemin hükümeti tepkileri azaltmak için yardımları artırsa da, kadınlar savaşın son bulması için eylemlere devam etti. Önce 1917 bahar aylarında yardımları almama eylemi yaptılar, “yardımları değil, erkeklerimizi gönderin” diyerek. Aynı yılın yazında tarım işçisi kadınlar iş durdurma eylemi gerçekleştirdi, ‘ordu buğdaysız kalırsa savaş sona erer’ düşüncesiyle. Bir sonraki hamle silah fabrikalarında çalıştırılmaya götürülen kadın ve kız çocuklarını taşıyan trenleri ve cepheye giden silahları engellemek oldu. 
Aynı yıl Rusya’da Ekim Devrimi’nin fitilini ateşleyen kadınları gören İtalyan kadınlar, “Savaşı durdurun yoksa devrim yaparız” demeye başlamışlardı.

DEVRİM KENDİLİĞİNDEN GELMEZ

Fabrikalarda ise erkeklerin yokluğunda vasıfsız işçiler olarak işe alınmış, erkeklerden daha az ücretle çalıştırılan, ‘normalleşmiş’ kötü çalışma koşullarının üstüne savaş döneminin ağır iş yükünü de omuzlamak zorunda olan kadınlar vardı. Bunun yanında erkek işçilerin geri tutumlarına maruz kalıyorlardı. İşçileşmek onlar için yeni bir olguydu. Zaten savaş bahanesiyle yasaklanan grevlerin sayısı, kadın işçilerin örgütsüzlüğüyle de giderek düşmüştü. Fakat, kadınların bu acemiliği atması çok uzun sürmedi. 1917-18 yıllarında yaşanan grevlerde kadın işçilerin talepleri de yükselmişti: Erkek ve kadınlara eşit miktarda geçim ödeneği (bizdeki asgari geçim indiriminin bir biçimi) verilmesi. Sadece erkeklere verilen saat başı ücret artışının (yüzde 25) aynı işi yapan kadınlara da verilmesi. Parça başı ücret sisteminin kaldırılması, yerine onurlu bir yaşam sürmeye yetecek sabit bir ücret konması. İş gününün 8 saat olması. 
Bir şekilde üretimden gelen güçlerini öğrenen, az da olsa sınıf bilinci kazanmaya başlayan kadınlar, savaşı durdurabileceklerine ve daha eşit bir toplum yaratabileceklerine inanmaya başlamıştı. 
Ancak ne yazık ki devrim, kendiliğinden gelen bir şey değil! Halk politikleşiyordu, ama İtalya’da Rusya’daki gibi bir sosyalist devrime götürecek güçlü bir işçi sınıfı partisi yoktu. 
İtalya her ne kadar 1. Dünya Savaşı’nın galipleri arasında olsa da, ona vaat edilen toprakların verilmemesi, işsizliğin artması, sanayinin zayıflığı, kuzeyi ve güneyi arasında ekonomik ve politik farklılıkların olması halk içindeki huzursuzlukları artırıyordu. Bu huzursuzluk ve yenilik arayışı ortamı, Liberal Parti’nin güç kaybetmesiyle, Mussolini’nin önceleri içinde olduğu Sosyalist Parti’nin içinde ayrışma ve ardından Mussolini’nin kendi Ulusal Faşist Partisi’ni (PNF) kurması ve 1922’de iktidara gelmesiyle sonuçlandı.


Mayıs 1944’te çıkarmaya başladıkları gazete Noi Donne’de kadın partizanların aktiviteleri ile işçi ve köylü kadınların talepleri yer alıyordu.
‘ASKER DOĞURAN FAŞİST KADIN’ HAYALİ

Daha önce de kadınların eşitliği tam sağlanmamıştı, oy hakkı yoktu, kır ve fabrika işleri ve bazı istisnalar dışında sadece öğretmenlik alanında işler bulabiliyordu kadınlar ama faşist yönetim tam bir “baş eğen kadın, güçlü anne” modeli yaratmak istyordu. 
Kadının çalışma yaşamı ve eğitim ortamından uzaklaştırılması için yasalar çıkarıldı. 20 Ocak 1927 kararnamesiyle kadınların ücretleri erkeklerin ücretlerinin yarısına indirildi. 10 gün sonra çıkarılan başka bir kararname ise kadınların liselerde edebiyat ve felsefe okutmalarını yasaklıyordu. 1928’de de kadınların öğretim kurumlarında müdür olamayacakları ve kız öğrencilerin harçlarının erkeklerinkinden iki kat fazla olması kararı alındı. 1 Eylül 1938’de çıkarılan bir kararnameyle kamu görevlerinin sadece yüzde 10’unda kadınların çalıştırılacağı ilan edildi. 
Faşist devlet, yaşam standartları yerle bir edilen ve evlerine hapsedilmek istenen kadınları ‘gerekirse’ cezalandırmayı da erkeklerin eline verdi. 1942’de yürürlüğe giren Rocco yasasının bir maddesi, kadınların işlediği ‘şeref suçu’ varsa, yakın erkek akrabalarına şereflerini koruma adına kadını öldürme ‘hakkı’ tanıyordu. 
Mussolini’nin söylemleri kadınların çok çocuk yapması üzerineydi. “Sayı, güçtür” diyen Mussolini ve Ulusal Faşist Parti’si için bu, ucuz ve büyük emek gücü oluşturmak ve savaşacak daha çok asker temin etmek demekti. Hatta ülkedeki ekonomik problemleri çözmek adına başlatılan Tahıl İçin Mücadele, Liret İçin Mücadele, Toprak İçin Mücadele’nin yanına 1927’te Doğum İçin Mücadele de konuldu. Evlilik kredileri, çok çocuklu ailelere prim ve en az 4 çocuk doğuran kadınlara madalya verilmesi ve evlilik kredisi borçlarının silinmesi, hatta 10 ve daha fazla çocuk doğuranların vergiden muaf tutulması gibi uygulamalar başlatıldı. Bekar erkeklere vergi yükümlülüğü getirildi, boşanmaları engelleyen yasalar çıkarıldı… 
Mussolini öncesinin ‘vatansever kadın birliklerini’ oluşturan üst sınıftan kadınlar, kilisenin etkilediği kadınlar kurulan bu yeni faşist devletin kadın politikalarına dört elle sarıldı. Köylü Faşist Ev Kadınları gibi örgütlerle yoksul köylü kadınlara gidiyorlardı. Ulusal Anne ve Çocuk Örgütü (OMNI) gibi örgütlerle kadın ve çocuk sağlığına dair yaptıkları faaliyetler binlerce kadının faydalandığı ve eve kapatılmak istenen kadınların sosyalleşebildiği kurumlar olmuştu. 
Fakat, doğum oranları devletin istediği gibi artmıyor, aksine düşüş yaşanıyordu. O kadar propagandaya rağmen, ailelerinin ekonomik olarak sıkıntıya düşeceği düşüncesiyle birçok kadın katılmadı bu kampanyaya.

ANTİ FAŞİZM BÜYÜYOR

Elbette her şeyi kontrol altında tutmak isteyen rejim önce işçi örgütlerini, kadın örgütlerini, basın organlarını kapattı, komünist ve liberal örgütlenmeleri yasakladı. Yerlerine faşist sendikalar, faşist kadın örgütleri, faşist öğrenci dernekleri ve faşist bir medya kurdu. Yüzlerce kadın anti faşist faaliyet yürüttüğü gerekçesiyle hapse atıldı. 
Baskı altında tutulan anti faşist hareket, komünistlerin çabasıyla ilerletilmeye çalışılıyordu. Yeraltı örgütlenmesi ve tam bir gizlilik içinde süren harekete, diğer politik gruplar da katıldı. Mussolini’nin faşist diktatör Franco’ya destek için 1936’da başlayan İspanya İç Savaşı’na 10 binlerce asker göndermesi, 1938’de Yahudi düşmanı yasalar çıkarması ve 1940’ta 2. Dünya Savaşı’na girmesi halk içinde Mussolini hükümetine yönelik tepkiyi büyütüyordu. 
Askeri yenilgiler 25 Temmuz 1943’te Mussolini’nin kendi partisi tarafından devletin başından indirilip tutuklanmasına yol açtı. Hükümet Nazilerle ittifakı bozup karşı tarafla anlaşınca, Naziler İtalya’yı işgal etti ve Mussolini’yi tekrar iktidara getirip, tüm güçleri onun eline vermeye çalıştılar. Fakat ülkedeki savaş karşıtı anti faşist hareket daha da yoğunlaşarak her yerde bir ‘Resistenza’ yani direniş hareketine dönüştü. Mussolini, İtalyan partizanları tarafından 28 Nisan 1945’te vuruldu.

SAVUNMA VE YARDIM GRUPLARINDA ONBİNLERCE KADIN

1943-45 yılları arasında süren İtalyan Direnişi sırasında, faşizmin evlere hapsetmek istediği kadınlar çok ciddi rol oynadı. 
1943’te kurulan Gruppi di difesa della donna e per l’assistenza ai combattenti della libertà (Kadınların Savunma ve Yardım Grupları – Gddd)’nın programında “Her sosyal sınıftan, her inançtan, her politik eğilimden kadınlar ya da partisiz kadınlar, ekmek, barış ve özgürlük ihtiyacıyla bir araya geliyor” yazıyordu ve grevler, kitlesel gösteriler yapmayı öneriyordu. Turin, Milan gibi endüstriyel şehirlerdeki fabrikalarda çalışan işçi kadınların eşit ücret; annelik izni ve yardımları; çocuklarını büyütebilme, okuduklarını ve vasıflı işlerde çalıştıklarını görebilme; istedikleri eğitimi alıp istedikleri işe girebilme; sendikalara, politik örgütlenmelere katılabilme gibi talepleri de eklemişlerdi programlarına. 
Resmi rakamlar kadın savunma birliklerine 70 bin kadının katıldığını ve 233 bine yakın partizandan 35 bininin kadın olduğunu yazıyor. Yüzlercesi yakalanıp işkence gördü, Alman kamplarına gönderildi ya da savaşırken öldürüldü. 
Kurucuları komünist, liberal ve faşizme karşı açık tavır alan politik kadınlardan oluşsa da, savunma gruplarındaki 70 bin kadının çoğunluğunu, ev kadınlarından oluşuyordu. Gddd’nin etrafında onları birleştiren şey, özünde herkes için gerçek eşitliği barındıran yeni bir dünya özlemiydi.

DAYANIŞMANIN ÇİÇEĞİ; SARI MİMOZA
Kadınlar, grubun bildirilerini canları pahasına posta kutularına, otobüslere atıyor, fabrikalara ulaştırıyordu. Çok uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, çocuklarına bile bakamayacak, doyuramayacak durumda olmaları kadınların direnişe sempati duymasını sağlıyordu. Topraklarını işgal eden Nazilere duyulan öfke de büyüyordu.

1944’te, yaklaşık 20 sene sonra ilk kez, 8 Mart kutlaması gerçekleştirdi İtalyan kadınlar, ‘barış ve adalet’ şiarıyla. Kadınlar toplantı ve eylemlere kadınlar arasında dayanışmayı simgeleyen sarı mimoza çiçekleriyle gittiler.
Kimisi partizan olan kimisi şehir ve köylerde yaşamını sürdüren bu kadınlar, savaş sona erene kadar fabrikalarda, ofislerde grevler örgütledi, Alman ve faşist birlikleri engellemek için barikatlar kurdu, gizli bir şekilde topladığı kıyafet, para, silah ve yiyecekleri partizanlara taşıdı. Kimi zaman kadın oldukları için onları çok tehlikeli görmeyen Nazilerin ve faşistlerin gizli konuşmalarını dinlediler. Kimi zaman hamile kılığında karınlarında taşıdıkları silah ya da anti faşist yayınları belirlenen adreslere ulaştırdılar. Bisikletiyle yayınları, mesajları taşıyan yüzlece ‘stafetta’ yani kurye kadın, direnişin sembolü haline geldi.
1945 Nisanı’nda direniş kazanıldı. Faşizmden ve Nazilerden kurtuldu İtalyan halkı. Gddd de, kadınların politik, sosyal ve kültürel aktivitelerini sürdürebilmeleri ve eşitlik talebini yükseltebilmeleri amacıyla yerini 1944’te Unione Donne Italiane (İtalyan Kadın Derneği – UDI)’ye bıraktı. Fakat, Gddd içindeki liberaller ve Hristiyan kadınlar ayrılmaya başladı. Komünistlerin etkisindeki UDI ve direniş süresinde Gddd’ye katılmış kadınlar, kurtuluştan sonra da politik faaliyetlerini sürdürdü. Fakat Soğuk Savaş’ın etkisiyle sosyalistler ve komünistler gibi, kadınların eşitlik ve özgürlük talepleri de kısıtlanmayla karşılaştı.

Yararlanılan kaynaklar: 
* Şirin Tekeli, Faşizm ve Kadınlar http://dergipark.gov.tr/download/article-file/8316 
* Fulya Alikoç, İtalya’da Faşizm ve Kadınlar – 1 http://teoriveeylem.net/2017/05/italyada-fasizm-ve-kadinlar-1/ 
* Jomarie Alano, Armed with a Yellow Mimosa: Women’s Defense and Assistance Groups in Italy, 1943-45 https://libcom.org/files/Journal%20of%20Contemporary%20History-2003-Alano-615-31_0_0.pdf 

ekmekvegul.net

Paylaşalım

Yorumlar kapatıldı.