İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Umudumuz Çocuk Edebiyatı

Çocuk edebiyatıyla ilgili birkaç söz söylemeden önce, içinde yaşadığımız “cinnet çağı toplumu”nda bir çocuk olmanın, bir çocuk olarak kalabilmenin anlamı üzerinde durma gereği duyuyorum. Öylesine zorlu ve sancılı zamanlardan geçiyoruz ki, yaşam ve zaman algılarımız teknolojik hızın içinde paramparça oluyor; yaşam bize parçalar, fragmanlar halinde kesintili ve bölünmüş gerçeklikler olarak yansıyor.

Her an yoğun ileti bombardımanıyla kuşatılıyor; her dakika dikkatimizi dağıtarak akıp giden görüntü, ses, enformasyon ve haber kirliğiyle yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Bu kirlilik içinde etik ve insani değerler sürekli aşınıyor, neyin iyi neyin kötü olduğu algısı muğlaklaşıyor;  şiddetin her türlüsünün açık ve yoğun bir biçimde TV ekranlarından, gazete sayfalarından, internet dünyasından, sosyal medyadan tüm çıplaklığıyla sergilenmesi durumu, ne yazık ki yeni şiddet olaylarına da zemin hazırlıyor.

Kimsenin bu gidişe dur demediğine, “durun!” diyenlerin seslerinin bu hengâmede kaybolup gittiğine tanık oluyoruz… Yaşamın içinde var olan şiddet, özellikle medya tarafından bilinçli ve planlı bir biçimde yeniden ve yeniden üretilerek, genişletilip çoğaltılarak, çocuk ruhlarda derin hasarlar yaratılıyor. Sekiz on yaşındaki çocukların bile birbirini acımasızca öldürdüğü, kendi anne babalarına yönelen çocuk ve genç şiddetinin doruğa ulaştığı, çocuğa taciz ve tecavüzün; savaş, iç savaş, göç gibi felaketlerin yürekleri sızlattığı bu trajik zamanlarda, sanat ve edebiyata sığınmaktan, sanat ve edebiyat dünyasındaki güzelliklerden beslenerek, yepyeni gerçeklikler ve güzellikler üretmekten başka çaremiz yok diye düşünüyorum..

Böyle bir dünyada ve böylesi bir şiddet toplumunda yaşayan bir çocuk olma talihsizliğini, çocuk edebiyatı ve çocuğa özgü sanatların içinde yer alan güzellikler evreninde, sevgi, saygı, barış, hoşgörü gibi değerlere dönüştürmek ve böylece çocukluğu içtenlikli ve naif bir sevgi varlığı haline getirmek olası. Çocuk edebiyatı/sanatı, bu nedenle belki de elimizdeki son fırsat, çocukların geleceği için kullanacağımız son koz olarak görünüyor bana. Çocuklukta sanat ve edebiyatla kazanılan değerler, kişiliğin yapıtaşlarını oluşturmakta; sağlıklı, barışçı ve sevgi dolu bireylerle dolu bir toplumun kurulmasında, sanat ve edebiyat yapıtları önemli işlevler yüklenmektedir. Çocuk edebiyatının bence en önemi işlevi, daha güzel bir gelecek, daha güzel bir dünya kurulması için insani değerlerle donanmış, dil ve sanat bilinciyle yoğrulmuş, empati yeteneği gelişmiş sağlam bireylerin, daha çocukluk çağındayken yaratılmaya başlanmasına katkıda bulunma işlevidir.

Çocuk edebiyatı, çocuğun dil ve sanat beğenilerini yükselterek, onun duygusal, düşünsel gelişimine çok önemli katkılar sağlamaktadır. Bu konularda çocuk edebiyat yazarlarına elbette büyük sorumluluklar düşmektedir. Çocuk edebiyat yazarları, geleceği şekillendirme işlevini her an göz önünde bulundurarak, yarattıkları gerçek sanat yapıtlarıyla çocuk okurlara merhaba demelidirler. Çocuk edebiyatı, şiir, masal, öykü, roman, deneme gibi yönleriyle; içerdiği resim, illüstrasyon gibi görsel zenginliklerle, sanatsal ve dolayısıyla insani değerlerle büyüyen kuşaklar yaratabilmekte ve bu olguyu sürekli kılabilmektedir. Zamana güzellikler katarak ilerlemenin en etkili yollarından biridir çocuk edebiyatı.

Kurmaca çocuk edebiyatı

Bu edebiyatın en önemli bölümünü oluşturan kurmaca çocuk edebiyatı; daha çok öykü ve roman gibi türlerin kaynaştığı, çocuk düşlerine seslenen bir alan olarak dikkati çekmektedir. Çocukların çok önemli bir kısmı kurmacadan; düşler içinde yol almaktan, serüvenden serüvene atlamaktan, heyecandan heyecana koşmaktan haz almaktadır. Bu olgu, okuma sevgisini oluşturan temel unsurlar arasındadır. Kurmaca yapıtların içinde, çocuk okur, başka hayatlara açılma olanağı bulmakta, öykü ya da romanın içindeki kahramanla özdeşleşerek, onunla empati kurmakta ve çoğu zaman onu model almaktadır. Kahramanın özellikleri, çocuk okur açısından büyük önem taşımaktadır. Çocuk yazarı, kurmaca kahramanını yaratırken bu durumu da göz önünde bulundurmalıdır. İletilerin, metnin içindeki olumlu kahramanlar aracılığıyla çocuğa aktarılabilmesinin, kurmacanın doğasından gelen bir imkân olduğunu da belirtebiliriz. Çocuğa yukarıdan bakmadan, çocuk gözleriyle onun dünyasına bakabilmek, yazarın başarısı açısından büyük bir önem taşımaktadır.

Özel olarak çocuk romanına değinecek olursak; roman sanatının matematiksel yapı içeren kurgusu, olaylar arasındaki sebep-sonuç ilişkisinin ve meraklı olayların ardından gidilmesinin yarattığı okuma heyecanı, roman okumayı çocuk açısından keyifli bir yaşantıya dönüştürmektedir. Okuma sırasında mantıksal analizlere ulaşabilme yetisi, çocuğun zihinsel gelişimine de olumlu katkılarda bulunmaktadır. Bunlar elbette alışılagelen roman kurgu biçimleri için geçerlidir.

Fantastik çocuk romanlarının önemi

Düşleri ön plana alan, olaylar arasındaki mantıksal bağları ve nedensellik zincirini kıran fantastik romanlarda masal tadı vardır. Çocuklar, masal ve masalsı olana, büyüklerden daha yakın ve yatkındırlar. Bu tür romanlar, çocuğu düşlerden düşlere götürürken, ona yepyeni dünyaların kapılarını açarlar. Çocuğun düşsel zenginlikleri, onu gelecekteki çalışma ve araştırma yaşamında daha yaratıcı kılacaktır. Bilim ve sanattaki yaratıcıların, düş evreni zengin bireyler arasından çıktığı gerçeğini göz önünde bulundurmak gerekir. Fantastik romanlar, çocuğu gerçeklerden koparmadan, arada bir gerçek dünyaya göndermeler yapılarak yazılırsa, çocuğun çevresindeki gerçekleri farklı açılardan görmesi sağlanmış olur. Böylelikle bu tarz romanlar, çocuğun içinde yaşadığı gerçekleri -gerektiğinde- değiştirip dönüştürebilmesi için ilk adımları atmasına da zemin hazırlar.

Ursula K. Le Guin, Kadınlar Rüyalar ve Ejderhalar adlı kitabında, fantastik eserlerin çocuklara zarar verdiğini iddia edenlerin “Çocuklara doğruyu yanlışı gerçekçi kitaplarla, hayata uygun kitaplarla öğretmeliyiz” dediklerini hatırlatır ve şöyle devam eder sözlerine: “Çocuklara doğruyla yanlışın öğretilmesi gerektiği konusunda, çocukların da çoğunlukla bunu çok istediği konusunda hemfikirim. Ama çocuklar için gerçekçi anlatıların da bunu yapmak için en zor ortamlardan biri olduğuna inanıyorum. Kolektif bilincin yüzeyselliklerine, basitleştirici bir ahlakçılığa ve çeşitli yansıtmalara takılıp kalmamak çok güç; o yüzden de sonunda iyiler ve kötüler ikilemine varıyorsunuz.” (…) “Bana öyle geliyor ki, çocuklara tamamen, dürüstçe ve gerçeklere dayanarak iyilik ve kötülükten söz etmenin yolu, benlikten, iç, en derin benlikten söz etmektir.  Bu, çocukların başa çıkabilecekleri, zaten başa çıktıkları bir şeydir; aslında büyürken tek işimiz de budur: kendimiz olmak.” (…) “Büyümemiz için bize gereken, gerçekliktir. İnsan erdemini ya da kötülüğünü aşan bir bütünlüktür. Bilgiye, kendimizi bilmeye ihtiyacımız vardır, kendimizi ve gölgemizi görmemiz gerekir.” Ursula K. Le Guin, böylece ileride toplum içinde sorumlu yetişkinler olduğumuzda, dünyadaki kötülükler, adaletsizlikler, azap ve acı karşısında; nihai olarak “gölge” karşısında teslim olmaya ya da inkâra daha az eğilimli olacağımızı belirtir.

Fantastiğin, çocuk dünyasına gerçekçi yapıtlardan daha fazla nüfuz edebildiğini sık sık dillendirir Ursula K. Le Guin. Karanlık ve ışığı, çocukların bir bütün olarak gördüklerini, hakikati zihinlerinde bölmeden, sınıflandırmadan ve yargılamadan sezip kavradıklarını söyler. Gerçekten de çocuklar, düşlerden gerçeklere, gerçeklerden düşlere kolayca geçiş yapabildikleri gibi; masallara ve fantezi evrenine, rasyonel dünyada yaşayan büyüklerden daha fazla yakınlık  duyar ve uyum sağlarlar..  İç derinliklerine bu farkındalıkla yaklaşan çocuklar, yaşam boyu “gölge”lerle daha kolay baş edebilme şansına sahip olurlar.

Fantezinin iç benliğin dili olduğunu, fantezinin de çocuklara ve başkalarına öyküler anlatmak için kendisine en uygun gelen yol olduğunu söyler Ursula K. Le Guin. Bu noktada Shelley’in sözüyle düşüncelerini güçlendirir: “Ahlaki iyiliğin en güçlü aracı hayal gücüdür.”

Çocuk romanının farklı türleri

Roman yelpazesini genişlettiğimizde, serüven romanları, gülmece ya da mizah ağırlıklı romanlar, çocuğun okul, aile ve sokak yaşamını anlatan romanlar, hayvanların yaşamına ilişkin romanlar, duygusal romanlar, tarihsel olayları işleyen romanlar, gezi romanları, sorun odaklı romanlar gibi farklı özelliklere sahip çocuk romanlarının, yıllardan beri ilgiyle okunduklarını belirtebiliriz.

Serüven romanlarında çocuğun heyecan, hareket, düş kurma gereksinmeleri karşılanır. Bu romanlarda yavaş yavaş merak ve heyecanın dozu artırılarak, gizemli olaylara, tehlikeli ve gerilim yaratan durumlara yer verilerek çoğunlukla sürpriz bir sonla, olaylar dizisi bir sonuca bağlanır.

Gülmek, eğlenmek çocuğun temel gereksinmelerinden olduğu için çocuk mizahı önemlidir ve çocuklar için yazılan mizah romanları da sevilerek okunmaktadır.

Duygusal romanlarda; çocukların iç dünyalarına seslenmeye çalışan yazarlar, sevgi, acıma, yardımlaşma, iyilik vb. duyguları, yazınsal bir kurguyla şekillendirerek olumlu bir kahraman üzerinden anlatırlar.

Tarihsel kurgulu çocuk romanları, büyük bir sorumlulukla kaleme alınmak durumundadır. Yurt sevgisi aktarılırken ötekileştirme, düşmanlık duyguları ve savaş yanlılığı yaratılmamalıdır.

Gezi romanları dünya üzerindeki ilginç kentleri, coğrafi yerleri ve orada yaşayan insanların yaşayışlarını, roman kurgusu içinde anlatırlar.

Sorun odaklı romanlarda ‘çocuk gerçekliği’ ön plana alınarak, çocukları ilgilendiren bir sorunun çevresinde yer alan olaylar, yazınsal kurguyla dile getirilir. Sokak çocuklarının dünyası; ayrılan ana babaların çocuğu olma vb. gibi konuların çevresinde, insani ve yaşamsal gerçekler aktarılır.

Çocuk edebiyatı ve klasikler

Romandan söz açılmışken, klasik romanlara ya da klasik romanların çocuklar için hazırlanmış versiyonlarına da değinmemiz gerekir.

Edebiyatta sınırları aşmak, evrenselliğe açılmak; düşünce ufuklarını genişletmek anlamına gelir. Kendi kültürüyle sınırlı kalmayan, başka kültür ve edebiyat yapıtlarına açılabilen bireyler hem insanın özünü kavramada hem de hoşgörü ve barış ideallerine yaklaşmada daha başarılı olurlar. Klasikler, barışı ve evrensel kültürü kazandırmada önemli işleve sahip olan yapıtlardır. Klasik romanlar, son yıllarda bazı yayıncılar tarafından kısaltılarak piyasaya sunulmaktadır. Klasik yapıtları, öğretmenin isteği nedeniyle mutlaka okumak durumunda olan öğrenciler, zaman darlığı ve ekonomik nedenlerle çoğu zaman kötü çeviriler ya da komprime haline getirilmiş kitaplarla klasikleri tanımaktadır. Klasiklerin toplu özetlerini içeren kitaplar, piyasada hızlı bir dolaşım halindedir. Bu konuda ne yazık ki nitelikli ile niteliksizin ayırt edilemediği tam bir kaos ortamı yaratılmıştır. Klasik roman okumalarında, yapıtın kısaltılmış şekli ya da özeti yerine, yaş düzeyine uygun tam metin öncelenmelidir. Bence hiçbir özet, yapıtın bütününü yansıtamaz. Klasik yapıtların, insan ruhunu ne denli derinden anlattığını keşfetmek ve yapıtın atmosferinde soluk alabilmek için kısaltılmış ya da özet metinlerden uzak durmak gerektiği kanısındayım.

Sevgi ve barış kültürü için çocuk edebiyatı

Kurmaca yapıtların ve özelde çocuk romanları dünyasındaki yolculuğun nihayetsiz olduğunu düşünüyorum.  Çocuk romanı seçiminde, okul ve aile ortamındaki bilinçli ve etkili yönlendirmeler büyük önem taşıyor. Çocuk romanı yazarken yazarlara da önemli sorumluluklar düştüğüne göre, ailenin, eğitim kurumunun ve yazarın, kendi üzerine düşeni hakkıyla yerine getirmesi durumunda, onların hep birlikte çocukların dünyasına yepyeni güzellikler kazandıracaklarından kuşku duyulmayacak.

Bir gün şiddetin yerini sevgi; savaşın yerini barış kültürü; ötekileştirmenin yerini birliktelik aldığında; içine yaşadığımız “cinnet çağı toplumu”nu, biten bir kâbus gibi gerilerde bırakacağız.

Umudumuz, yaratıcı düşlerde… çocuklarda… çocuk edebiyatında…

Hülya Soyşekerci

hsoysekerci@gmail.com

Paylaşalım

Yorumlar kapatıldı.