İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İbo’nun Okudukları- Muzaffer Oruçoğlu

İbo, yoğun okuyan, mücadelenin sürekliliği ile okumanın sürekliliğini birbirlerinin şartı olarak gören bir insandı. Siyaset ve edebiyatı aynı anda izliyordu. Benim gibi satır altını çizme, kenar notu düşme gibi bir adeti vardı. Kitap ve dergi satışlarının olduğu Cağaloğlu’na zaman zaman uğrardı. En çok da Yaşar Kemal’in akrabası Kör Ramazan’ın işlettiği Ararat ile Zeki Öztürk’ün Öncü kitap evi’ne uğrardı. Uğradığı bir başka yayınevi de Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın günde sekiz saat içinde oturup şiir yazdığı ve kitap sattığı Aksaray’daki Kitap Betik Evi idi. Bu kitap evine Oktay Akbal, Hüsamettin Bozok, İlhan Selçuk gibi yazarlar uğrarlardı zaman zaman. Fazıl Hüsnü, haftada en az bir iki şiir yazar, bunları beyaz karton üzerine kamış kalem ve çini mürekkep ile majiskül tarzda kartona yazar ve kitap evinin camekanına asardı. İbo da ben de o dönem şiir yazdığımız ve yoğun şiir okuduğumuz için düzenli bir şekilde Çapa’dan Aksaray’a iniyor, bu taze şiirleri okuyorduk. Polis, Fazıl Hüsnü’nün yazdığı her şiiri görevli savcıya ulaştırdığı için o kitap evi ilgi merkezlerimizden birisi haline gelmişti. 1966’da komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle Horoz adlı şiirinden dolayı da mahkemelik olmuştu Dağlarca. 1967’de ise Hasan Hüseyin Korkmazgil Kızılırmak şiirinden dolayı.

Şimdi gelelim İbo’nun 1966 ile 1973 arasında okuduğu kitap ve dergilerden benim anımsayabildiklerime…

İbo, 1966-67’de, Çetin Altan ve İlhan Selçuk başta olmak üzere bazı yazarları okumak için Cumhuriyet ile Akşam gazetesini sürekli izliyordu. Bu yazarların makalelerini kesip, okulun camlı duvar gazetesine yerleştiriyordu. Söz konusu yazarlar, TİP’in ve Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın düzenledikleri toplantılara zaman zaman katılıyor, devrimci demokratik uyanışın ruhuna uygun etkili konuşmalar yapıyorlardı. Kalbimizin kitap ve hitap ışığına yöneldiği günlerdi ve bizler bunları kalp kulağıyla dinliyorduk. 1967’de İbo, Cemal Süreya’nın Papirus, Vedat Günyol’un Yeni Ufuklar, Yaşar Nabi Nayır’ın Varlık, Hüsamettin Bozok’un Yeditepe, Türk Dil Kurumu’nun Türk Dili Dergisi, Mehmet Fuat’ın Yeni Dergi’si ve ayrıca Soyut Dergisi gibi edebiyat dergilerini izliyordu. Bu dergiler içinde en çok Yeditepe’ye ilgi duyuyor, bu dergide yer alan Dağlarca, Cemal Süreya, Edip Cansever, İlhan Berk gibi şairlerin şiirlerini okuyordu. Bu dergilerde yer alan Mayakovski, Neruda, Aragon gibi şairlerin yaşamlarını ve şiirlerini de tabi ilgiyle okuyor, notlar alıyordu. Aynı yıl içinde politik dergilerden Ahmet Say’ın sorumluluğunda çıkan Türk Solu, D. Avcıoğlu’nun çıkardığı Yön (yılın ortalarından sonra yayınına son verdi) ve Doğan Özgüden’in çıkardığı Ant dergisini okuyordu.

ibrahim kaypakkaya ile ilgili görsel sonucu

1967’de İbo, kitap olarak, Onlar Uyanırken (Çetin Altan), İki Taktik (Lenin), Diyalektik Düşüncenin Tarihi (Selahattin Hilav), Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu (Sencer Divitçioğlu), Celali İsyanları (Mustafa Akdağ), Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları (Aralov), de yayınevi’nden çıkan Saat 21-22 şiirleri(N. Hikmet), Kurtuluş Savaşı Destanı(N. Hikmet), Unesco tarafından ‘Dünya Kültürüne Hizmet Ödülü’ kazanan Bizim Köy (M. Makal), İnce Memet (Y.K), Devlet Ana (K. Tahir), Kaplumbağalar (F. Baykurt), Ve Durgun Akardı Don (M. Şolohov), Drina Köprüsü (İ. Andriç), Suç ve Ceza (Dostoyevski). İbo, kaliteli eserlere yönelirken, iyi çevirmenlerinkine öncelik verirdi. Hasan Ali Ediz ve Selahattin Batu onun en çok beğendiği çevirmenlerdi.

İbo, adını zikrettiğim bu kitapları okuduğunda, yani 1967’de bir TİP’li idi. Sosyalizmi savunuyor, Kemalist hareketi, sosyalist hareketin güvenilir bir müttefiki olarak görüyordu.

1968 eylem yılıydı; bana roman ve şiir yazmayı, sevgili aramayı bıraktıran, oldukça curcunalı bir yıldı. Buna rağmen İbo böyle bir yılda da okuma disiplinini sürdürdü. Süleyman Ege’nin çevirip, Bilim ve Sosyalizm Yayınlarından yayınladığı Komünist manifesto’yu okudu. Ardından Mehmet Selik’in veya Muzaffer Erdostu (hangisi olduğunu hatırlamıyorum) Kapitalin beş kitap halinde yayınlanan birinci ciltini okudu. Bunlara ek olarak, Milli Kurtuluş Savaşımız (Ho Şi Minh), Felsefenin Başlangıç İlkeleri (G. Politzer), Ne Yapmalı (Lenin).

1968’de edebiyat olarak, Ölmez Otu (Y. Kemal), Hasretinden Prangalar Eskittim (A.Arif), Umut (Andre Malraux. Bu kitap aynı yıl yasaklandı), Şikago Mezbahaları (Upton Sinclair), Ekmeğimi Kazanırken (M. Gorki), Benim Üniversitelerim (M. Gorki).

İbo, her yılın nobel edebiyat ödülünü kazanan yazarın dilimize çevrilmiş eserini mutlaka okurdu.

ibrahim kaypakkaya ile ilgili görsel sonucu

68 bir fırtına gibi gelip geçti ve yerini en az onun kadar sıcak siyasal tartışmalara bıraktı. 68’in sayesinde iki eylemci aydını, Jean Paul Sartre ile Herbert Marcuse’yi, Bulantı’yı, Tek Boyutlu İnsan’ı, Aşk ve Uygarlık’ı da tanımış olduk. 69’da dipte köşede kalan ne kadar sessiz sünepe adam varsa, tartışmaya başladı. Okumayanın hatip yazmayanın katip olduğu bir ortam içinde bulduk kendimizi. İbo, 68 eylemleri ile bu eylemlerin gerçekleştiği ana zemin (genel toplumsal durum ve verili tarih) arasındaki somut bağlantılara ve bu ana zeminin değişimine yol açacak belli başlı dinamiklere takmıştı kafayı. Pratiğin içindeydi ama durumu derinlemesine kavramak için teorik bir donanıma ihtiyaç duyuyordu.

1969’da pratik faaliyetlere ve tartışmalara yoğun bir şekilde katıldığı için edebiyat dergilerinden önemli ölçüde koptu. Marx’ın Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi ile Mao’nun Teori ve Pratik’ini, Lenin’in Bir Adım İleri İki Adım Geri ile Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı’nı, Stalin’in Leninizmin İlkeleri’ni, okudu. Yine aynı yıl içinde Engels’in Ailenin Devletin ve Özel Mülkiyetin Kökeni ile Anti- Dühring’ini okudu. May Yayınlarından kitap alan bir arkadaşın kitaplarına da fena halde dadanmıştı. Bazen de Bora Gözen’in kitaplığından alıp okuyordu. Gözü kitaplıklardaydı. Kaldığı yer olmadığı için farklı evlerde kalıyor ve o evlerin kitaplıklarını, sahiplerine sorarak yağmalıyordu. Yağma mallarından tabi ben de yaralanıyordum. ‘İnsanlardan ödünç aldığın kitapların kenarlarına not düşme,’ diye uyarıyordum. Onun kitap kenarlarına düştüğü notlardan sanırım bir iki kitap çıkardı ortaya.

1969’da durumum iyi değildi. Romanımı ve öykülerimi yayınlatamamıştım. İbo edebiyatı askıya aldığı için dergilerden sadece Varlık Dergisini okuyabiliyordum. Sevgili bulamamış, matematik-astronomi bölümüne de hiç ısınamamıştım. Laleli’deki Fakülteye her girişimde, kendi bölümüme değil, felsefe ve edebiyat bölümüne giriyor, ya Takiyettin Mengüşoğlu’nu, ya da Mehmet Kaplan’la Faruk Timurtaş’ı dinliyordum. Bazen astronomi derslerine takılıyor, geceleyin yıldızları gözlemlemek için öğrencilerle birlikte, İstanbul Üniversitesi Merkez binaya ait bahçedeki gözlemevine giriyor, oradaki dev teleskopla yıldızlara ve ötesine bakıyordum. Her bakışımda da cüceleşiyor, yapıp etmelerimin anlamsızlığını duyumsayarak bunalıyordum. Sık sık Türk Solu bürosuna uğruyor, orda çalışan İbo ile sohbet ediyordum. Bir ara elinde, Oscar Lange’nin Sosyalizmin Yeni Meseleleri adlı kitabı vardı. Bitirmemişti. Aldım cebime koydum, okumadan kaybettim. Aklım uzaydaydı. Galaksimizin ötesinde neler vardı? Engels’in bir gün güneş soğuyacak, dünyamız gidip ona çarpacak şeklinde bir beyanı sık sık kafamı yokluyordu. İnsanların bitip tükenmez minnacık meşgalelerini gözlemleyince, güneşin soğuması hızlanıyor, çarpma çok daha şiddetli bir hal alıyordu.

1969’un sonlarına doğru devrimci güçlerin tek parçalı varlığı, bölünmelerle fetret devrine girdi. Tartışmalar, polemikler üniversite amfilerinde, dergi sayfalarında iyice kızıştı. Velvele ve cümbüş hoşuma gitti. Tartışmalara daha çok katılır oldum. Değirmenköy toprak işgaliyle, kısa süreli de olsa cezaevi yaşamını tanıdıktan sonra profesyonalleştim. Türk Solu Bürosu meskenim haline geldi. Büro’nun bağrında iki büro oluşturduk. İşçi Bürosu, Köylü Bürosu. İbo işçi, ben ise köylü bürosunun başkanlığını üstlendim.
İbo, elinde Lenin’in Ne Yapmalı kitabıyla tartışmalara katılıyor, bireysel teröre, ekonomizme ve aşamalı bilinçlendirme anlayışına karşı görüşler ileri sürüyor, gençliği işçi sınıfı ve yoksul köylülükle birleşmeye, devrimci, dinamik bir güç haline gelmeye çağırıyordu. Ben, Trakya köylerini çalışma alanı seçmiştim.

1970’de Kıvılcımlı’nın kitaplarını Konyalı Celal satıyor ve bu kitapları paket halinde Türk Solu Bürosu’na getiriyordu. Kıvılcımlı o zaman, ikiye bölünen MDD’ciler arasında tarafsız bir siyaset izlerken, taraflar da Kıvılcımlı’yı kendi saflarına çekme çabası içine girmişlerdi. İbo, o yıl Kıvılcımlı’nın Halk Savaşının Planları, Oportünizm Nedir gibi kitaplarını peş peşe okumaya başladı. Ayrıca, Mao’nun o ana kadar yayınlanan eserlerini; Engels’in Doğanın Diyalektiği, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm’ini; Lenin’in, İşçi Sınıfı ve Köylülük, Sol Komünizm, Emperyalizm, Devlet ve İhtilal; Stalin’in hazırlattığı Bolşevik Partisi Tarihi kitaplarını okudu.
69’un sonlarında durum iyi görünüyordu. Güneş gökyüzünde kendini hissettirmeye başlamış, kuşların şakıyışlarında ciddi bir artış olmuş ve Türk Solu Bürosu, Robert Kolejli güzel kızların uğrak noktası haline gelmişti.

muzafferorucoglu.org

Paylaşalım

Yorumlar kapatıldı.